"Tarih denilen mâzi derelerinden sizin yüksek istikbâlinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler Cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz.Şimdi ekilen Nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır."
(Tarihçe-i Hayat)
Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin müjdelediği o kutlu döneme girmenin mutluluğunu yaşıyoruz.
3-7 Ekim 2026 tarihleri arasında Taksim - AKM'de düzenlenen "13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu" müjdelenen "cennetâsâ baharın" örneklerinden biriydi.
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı'nın (İİKV) ev sahipliğini üstlendiği , organizasyonun basın toplantılarını ve açılış konuşmasını İİKV Mütevelli heyeti başkanı Said Yüce'nin yaptığı sempozyuma 5 kıtadaki 60 ülkeden (aralarında Pakistan, Cezayir, Suriye, Irak, Tunus, Sudan, Bosna-Hersek, Endonezya, Nijerya ve Rusya gibi ülkelerin bulunduğu) 448 farklı kurumdan akademisyen, İslam âlimi ve araştırmacı iştirak etti.
"Küresel Krizlere Kur'anî Çözümler" ana temasıyla gerçekleştirilen sempozyum, uluslararası akademik dünyada muazzam bir akis buldu. Farklı coğrafya ve kültürlerden gelip AKM ve devamındaki oturumlarda buluşan akademisyenler, insanlığın ortak dertlerini dile getirdiler.
Dünyamız; savaşlar, adaletsizlikler, yıkımlar, Gazze'deki gibi soykırımlar, Doğu Türkistan, Arakan, Sudan'da yapılan mezalim nev‘inden bir çok zulümler ve aile kurumundaki çatırdamalar gibi çok boyutlu küresel krizlerle mücadele ediyor. İnsanlığın içinden nasıl çıkacağını şaşırdığı problemlere ürettiği seküler ve materyalist çözümler ise çoğu zaman krizleri derinleştirmekten öteye gidemiyor.
İşte tam da bu noktada, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı (İİKV) tarafından Taksim Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) açılışı gerçekleştirilen 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, insanlığın sıkıştığı bu dar boğaza zamanlar üstü, manevî boyutlu bir bakış açısı sundu.
Sempozyum boyunca sunulan tebliğlerin ve yayımlanan sonuç bildirisinin vurguladığı en temel husus; siyasi, iktisadi ve çevresel krizlerin yalnızca maddi sebeplere bağlanamayacağıydı. Asıl krizin, insanın yaratılış gayesinden ve varlığın anlamından uzaklaşmasıyla ortaya çıkan manevî boşluktan kaynaklandığının altı çizildi. Yerli - yabancı bütün katılımcıların ortak noktası Bediüzzaman Said Nursî’nin Risale-i Nur Külliyatı’nda üstünde durduğu "mana-yı harfî" yaklaşımı, kainatı Yaratıcısı adına okuma metodolojisi oldu.
Varlığı, bilgiyi seküler metotlarla tüketim nesnesine dönüştüren modern yaklaşımların aksine; sempozyumda adalet, merhamet, emanet bilinci ve insan onurunu merkeze alan Kur'ânî ilkelerin, 21. yüzyılın sosyal ve ahlakî travmalarını iyileştirebilecek yegâne güç olduğu ifade edildi. Yapay zekâ etiğinden aile kurumunun muhafazasına, sosyo-ekonomik adaletsizliklerden Gazze’de yaşanan soykırım ve katliam karşısındaki küresel çifte standartlara kadar pek çok konu ele alındı.
Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, teorik bir akademik buluşma olmanın ötesinde; Kur'ân-ı Kerim’in mesajlarının asırlar geçtikçe tazeliğini koruduğunu ve günümüzün en zor problemlerine dahi yön verebilecek bir potansiyele sahip olduğunu bir kez daha kanıtladı. AKM'den yükselen bu mesaj, küresel krizlerin karanlığında boğulan modern insan için bir umut ve rehber niteliğindeydi.
Görkemli bir açılışla başlayan sempozyumda yabancı katılımcılar tebliğlerini ağırlıklı olarak Arapça, İngilizce, Rusça ve İspanyolca dillerinde sundular.
Salonlarda kurulan ses sistemleri ve dağıtılan kulaklıklar vasıtasıyla dinleyicilerin konuşmaları anlık olarak Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde takip etmesi sağlandı.
Sempozyumda en dikkat çeken konuşmalar şunlardı:
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: Dünyanın çoklu krizler ve kaos döneminden geçtiğini ifade ederek Türkiye ve İslam dünyasının "hem güçlü hem de haklı" olması gerektiğini vurguladı. Güçlü olmanın tek başına yetmediğini, insanlık ittifakıyla adaleti ve ahlaki sorumluluğu savunmak gerektiğini dile getirdi.
Bilal Erdoğan (İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı): Gücün ve teknolojinin adaletle buluşması gerektiğini vurgulayarak, "Adalet karşıdakinin kimliğine göre değişmez, zulmün faili değiştiğinde zulmün adı değişmez" mesajını verdi.. Gazze ve Ukrayna örnekleri üzerinden Batı medyasının çifte standardını eleştirerek Bediüzzaman Said Nursi'nin Kur'an medeniyeti tarifindeki "Nokta-i istinat kuvvete bedel haktır" ölçüsüne dikkat çekti.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan (Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü): Bediüzzaman Said Nursi'nin insanlar üzerindeki etki ve ikna gücünün temelinde "şahsi çıkarsızlık, ihlas ve müspet hareket" ilkelerinin yattığına değindi.
Netice itibariyle alanında uzman akademisyenlerin katılımı ile son derece anlamlı ve önemli bir organizasyon gerçekleştirildi.
Bu sempozyum; ilmî birikimi ortak bir vizyonla buluşturarak geleceğe yön verecek çözümlere kapı aralaması ve insanlığın sorunlarına ancak Kur'an perspektifiyle çare bulunabileceğinin ilan edilmesi açısından son derece kıymetliydi.
Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.