Bediüzzaman’ın Vefatının 66. Yılı Düşünceleri

Hülya Yakut Üstündağ

Bediüzzaman’ı ilk duyduğumda, gençliğimin getirdiği lakaydlıktan olsa gerek, çok merak etmemiştim.

Vakta ki, “Urfa’da mevlüt var, sizin kızları da götürelim” diyen Meral ablanın teklifine olumlu cevap verilip, Urfa’ya gidip, Melahat ablanın okuduğu dersteki aşağıdaki ifadeleri duyana kadar.

İşte bu yüzdendir ki; Bediüzzaman denince aklıma ilk önce şu dört şey gelir:

Cesur, atak, dirayetli ve izzetli.

Cesurdur çünkü; söylenemeyenleri söylemiş. İtiraz dahi edilemeyeceklere kafa tutmuş. Ne hapishaneler O’nu korkutmuş, ne kurulan darağaçlarından ürkmüş.

“Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçemem.” cümleleri öyle her faninin söyleyebileceği sözler değildir. “ sözleri inanılmaz etkilemişti beni.

Nasıl olurda bir insan, yüzlerce başını, bir dava için feda edecek kadar cesur olurdu? Bu inanılmaz cesarete hayran kalmamak ne mümkündü.

Ataklığı da bende hayranlık uyandıran başka bir özelliği idi.

Özellikle çocukluğuna baktığımızda, bu özelliği ile hem ailesini, hem köylüsünü, hem ilim tahsil ettiği noktalarda hocalarını daima şaşırtmıştır.

Ve dirayeti…

Bediüzzaman Said Nursi, "dirayet" ini daha çok Kur'an'ın hakikatlerini anlama ve anlatma bakımından, Risale-i Nurlarda kaleme alınan konulardaki ikna ve tatmin edilirliği, noktasında derin kavrayışa vesile olan izah ve ispatlarında kendini gösterir.

Verdiği misaller ve hikayelerle, en cahil ile alimin fehmine hitap eder.

Bu husustaki dirayeti, iman hizmetindeki feraset olarak görmek hiç de zor değildir.

Bediüzzaman’ın izah ve ispatlarına baktığımızda, gerçek dirayeti bize de açık ve net şekilde gösterir.

Nefsi yenmek, farzları edada, kebairden uzak durmada, küfr-ü mutlak ile mücadelede bürhan (kesin delil) kullanarak Kur'an'a hizmet etmenin yolu dirayetli olmaktan geçer. Ki; bu hususta anlamaktan aciz kaldığımız, olağanüstü bir örnektir.

Ve izzeti…

Bediüzzaman Said Nursi, bu özelliği ile de hayranlık uyandıran misaldir.

Hayatı boyunca "izzet-i diniye", izzet-i ilmiye prensibiyle yaşamıştır.

Zalimler karşısında asla geri adım atmamış, boyun eğmemiş, hediye ve sadakaları reddetmiştir. İktisat ve kanaatle yaşamış. Kimseden maddi menfaat kabul etmemiş.

17 kez zehirlenmesine, pek çok zulüm ve cebri hallere maruz kalmasına ve ağır baskılara rağmen davasından, inancının izzetinden vazgeçmeyip, Müslümanlara da ilmin ve dinin izzetini muhafaza etmeyi bizzat hal lisanıyla göstermiştir.

Vefatının 66. yılında, iman ve Kur’an davasının yıldızlarından biri olan Bediüzzaman’ı elbette rahmetle, minnetle, duayla ve hasretle anıyoruz.

Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez mânevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim” diyen aziz Üstadımın davasına sahip çıkma arzusu ve gayretinde olanların, O’ndaki bu dört özelliğe ayna olması zarureti ortaya çıkmaktadır.

Allah O’ndan ve O’na talebe, dost, arkadaş, yoldaş olanlardan razı olsun.

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.