Ruhsuz Bedenler Cani Cellatlar

Elif Akçan

İnsanlık son zamanlarda can kafesinden çıkıp cani kafesine yerleşmiş. Bir misafir olsa keşke. Belki o zaman tekrar CAN’a döner, can olur, candan sever. Ama yok, ne yazık ki gittiği cani yerleşkesinde canavarca ve barbarca hüküm sürmekte; esasında insanlıktan sıyrılıp hayvancasına bir yaşam sürerek deli dana gibi etrafa saldırmaktadır.

Çok ilginçtir ki bu yerleşkede bulunanların sayısı gitgide artmakta ve çoğunluğunu maalesef gençler oluşturmaktadır. Öyle bir gençlik platformu ki onları ne ihtiyarlık, ne ayrılık, ne hüzün uyandırma fırsatı bulacaktır. Çünkü canilik sıfatları dolayısıyla kendi canlarına da kastları vardır.

Gönül isterdi ki:

“Eyvah! Hem gençlik gitti, hem ömür gitti, hem müflis olarak kabre gidiyorum; keşke aklımı başıma alsaydım.”

(Mektubat, 480. Sh. – Risale-i Nur)

Diyerek gerçekten yaşadıklarından ve yaşattıklarından ders alabilsinler. İmansızlık ve küfür tohumu öyle bir yerleşmiş ki kalplerine, ruhlarına, akıllarına; nefretten, şiddetten, taşkınlıktan, zarar vermekten hoşlanır ve haz alır bir vaziyet takınmışlar. Böylece vicdanları kapkara bir kömür parçasına dönüşmüş.

Biz ne kadar yazıp çizelim, ah vah edip öfkemizi kusalım. Nihayetinde yaşananların nihai neticesi, imansız bir neslin ortalıkta (tabiri caizse) tesbih sallaması ve bu neslin türemesinin yegâne sebebinin de herkesin manevi bir cenneti olması gerekirken medyanın esiri olmuş ve içten çürümüş, ufunetli bir hale girmiş aile hayatıdır.

Can güvenliğimiz yok, neden tedbir alınmıyor diye bas bas bağırırken evlerimizin içinde hallerinden bihaber evlatlarımızın canileştiğinden haberimiz yok. Çünkü neden? Çocuklarımızla ilgilenecek vaktimiz yok!!!

Vaktimiz her şeye var ama oturup da adam gibi evladımızın ahvalini sormaya, muhabbet etmeye vaktimiz yok. Nasıl olsa odasında ya da evin bir köşesinde sessizce oturuyor, ne yapıyor ki canım? Ruhundan haberimiz var mı acaba? Küfür tohumlarının bedeninde boy verdiğinden haberdar mıyız?

Biz ne zaman evlatlarımızın SADECE dünyalık heva ve heveslerine yatırım yapmaktan vazgeçeceğiz? Neden imanlı nesiller yetiştirmek için hiçbir çaba sarf etmiyoruz? Neden “çocuğum hakkını savun, kendini ezdirme”, “sakın ha karışma benim evladıma”, “kimsenin haddine değil çocuğuma yan gözle bakmak” demek yerine; “aman yavrum ahlaklı ol, kimsenin hakkına girme, merhametli ol” demiyoruz ya da bunu başta içselleştirip önce kendimiz uygulayıp sonra neslimize emanet etmiyoruz? Neden, neden, neden???

Maalesef sistem içten kokuşmuş. Aile fabrikasının çarkı dönmeyi bıraktı. Bedenden ibaret nesiller yetiştiriyoruz. Yetiştirmek demek ne kadar doğruysa... Kelimelerin bile bir itibarı vardır. Yetiştirmek emek ister çünkü. Yuvalar iman ve İslâmiyet ahlâkıyla sulanmadıkça, insan bozması canavar nesiller etrafta kol gezmeye devam edecek, ne yazık ki.

Üstadın defaten iman bahsini ele alması ve “zaman imanı kurtarma zamanıdır” demesi, özellikle bu ahir zamanda koca koca pankartlar halinde en başta kalbe, daha sonra âlem-i İslâm’ın dört bir yanına asılmalıdır. Zira açılan derin yaraların ne izi silinir, ne de bu toplum ve bu ülke ihyâ edilir. Geleceğin muştusu olan evlatlarımız hem dünyasını hem ahiretini diri diri yakıyor ve biz izliyoruz; izledikçe alışıyor, alıştıkça hissizleşiyoruz.

Peş peşe yaşanan olaylar, sabır zincirini kırıp ejderha gibi ateş püskürtmenin yanı sıra aklımızı başımıza devşirmemize olanak sağlamalı. Hayat sayfamızın orta yerindeki aynaya iyice bakmalı ve “Ben ne yapıyorum, evlatlarımı iyileştirme adına?” diye tekrar tekrar düşünüp harekete geçmeliyiz.

Sevgisiz, ilgisiz, kendi haline terk edilmiş; düşünceleri, hâlleri, tavırları, yediği içtiği önemsenmemiş; saatlerce takıldığı ortamları gözlenmemiş; kısacası adam yerine konulmamış her bir fert, temeli sarsılmış bir toplumu oluşturur. Bu temel yıkıldığında sadece bireysel çapta bir zayiat oluşmaz; küllî ve şümullü bir krize sebebiyet verir.

O yüzden aile bağlarımızı sağlamlaştırmaya gayret edecek, çocuklarımızı ellerindeki puta teslim etmeme adına çabalayacağız. Yoksa vahim neticeleri olan vakalar bitmek bilmeyecek. Önce evimizdeki yangını söndürmeye çalışacağız. Ki başka evlere, yuvalara sıçramasın. Vesselam...

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.