Şu ahir zamanda, yanıp sönen yıldızlar misaline dönen ömür güzergâhında, heybemize aldıklarımız bizi bir hayli yoldan geri koymaktadır. Yoluna revan olduklarımız, ayaklarımıza dolanıp yükümüzü iyice ağırlaştırmaktadır. Ve bu süre zarfında kafamızın içinde tahtını kurmuş meşguliyetlerimiz, bizi ekseriyetle dibe çökmeye namzettir.
Nedir bu hâletler?
Biz uzun bir seferdeyiz, veyahut öyle tahayyül ediyoruz ya da öyle olmasını istiyoruz. Yani esasında dünya hayatına meftunuz... Ve bu seferde elimizde bir azık, ayağımızda bir çarık, kör-topal bir vaziyetle yol alıyoruz. Kafamızın içinde bizi oldukça yoran dünyevî meşguliyetler ve düşünceler ile kısa olan bir mesafeyi bile uzatıyoruz. Bu vaziyeti takınmamız, belli ki dünya hesabına işleyen bir yolun üzerinde pedal çeviriyoruz; ondandır ki yol meşakkatli ve uzun geliyor bize. Çünkü bu yolda hakikate dair bir huzme yok; her şey çabuk sönüp giden fâni emellerle bezenmiş. Yolun aydınlanması için kurulan ışık direkleri bile geride kalınca aniden sönüyorlar. Geriye bakmak istesen kapkaranlık; beyin yatağında yatan düşünceler ondan daha karanlık, hepsi sırf dünyalık. Yani uzun lafın kısası, bu yoldan kimseye bir hayır gelmez.
En iyisi mi, “bizim hakikî meşgalemiz, esasat-ı imaniye ve Kur’âniye’dir” yazılı şu uçurtmanın ipine sımsıkı tutunup bu yoldan uzaklaşalım ve hakikate kucak açalım. Aksi halde o yol üstünde bulunan cinnî şeytandan ders alan insan şeytanları, dünyevî meşgaleleri ile seni bir çember içine alıp esas vazifenden seni azledecekler ve kendilerine köle yapma adına her türlü düzenbazlığa başvuracaklar. Seni hevâna tâbi olmaya davet edip dünyanın ışıltılı ve sarhoş edici fitnelerini boynuna elmas diye takacaklar, oysa onlar ateşle dağlanmış keskin kılıçlardır.
Binaenaleyh, yol yakınken rücu etmeli...
Dünya hayatındaki uğraşlarımızı ibka etmek istiyorsak eğer, güneş gibi parlak olan hakikat yoluna adım atmalıyız. Bu da ancak üzerimizdeki tegafül elbisesini çıkarıp tevafuk ve tefekkür libasını giymekle mümkün olabilir.
Nedir tegafül elbisesi? Gaflet suyunda kulaç atıp hakikat denizini görmemektir. Veyahut en açık anlamıyla, anlamazlıktan gelip olan bitene kulak tıkamaktır. Daha geniş bir perspektifle alacak olursak: Yaratan’ın bize bahşetmiş olduğu iki sapasağlam gözümüzü gayr yerinde kullanıp O’nun hesabına işletmemektir. Hakikate kör ve sağır olmaktır. Ve bu hallerin hepsi ne yazık ki uğruna diz çöktüğümüz o yolun üzerinde varlığını idame ettirirler. Ve biz o yoldan gitmeye devam ettiğimiz sürece, bize sülük gibi yapışacak hâletlerdir. ÇÜNKÜ:
“Meşâgil-i dünyeviye dediğin, çoğu sana ait olmayan ve fuzulî bir surette karıştığın ve karıştırdığın malayani meşgalelerdir. En elzemini bırakıp güya binler sene ömrün var gibi en lüzumsuz malûmat ile vakit geçiriyorsun. Mesela, ‘Zühal’in etrafındaki halkaların keyfiyeti nasıldır?’ ve ‘Amerika tavukları ne kadardır?’ gibi kıymetsiz şeylerle kıymetdar vaktini geçiriyorsun. Güya kozmoğrafya ilminden ve istatistikçi fenninden bir kemal alıyorsun.”
Sözler, 298.sh - Risale-i Nur
İşte bu yüzden yönümüzü istikamet üzere değiştirmeliyiz. Bin senedir uyutulduk, yeter. Asıl fıtratımıza bürünmenin vakti çoktan geldi...
İnsanlar olarak oldum olası hep bize ait olmayan, bize bir faide sağlamayan işlerin peşinde kürek çekmeye bayılıyoruz. Hâlbuki kıymetdar olan vaktimizi kıymetsiz işlerde heba ettiğimizi bir bilsek...
Ve hep şaşırmaz bir kaidedir: İş işten geçince yeni akıl başa gelir. Sonrasında dilin söylemekten haz aldığı o kelime: KEŞKE...
İşte bu çukura düşmemek adına gaflet yularını yırtıp atmalıyız vücut hanemizden. Henüz akledebiliyorsak, henüz nefes alışlarımızı, kalp atışlarımızı hissediyorsak, muzır düşmanlarla dolu yoldan dönmeye gayret edelim... Nihai yurdumuz olan ahiret memleketi için birikim yapıp onu dünya işlerimiz için de kullanalım. En başta hâlis niyet edip daha sonra hem dünyamıza hem de ahiretimize yararlı işlerde bu bedeni çalıştıralım. Çalışma Lillah için olsun ki işlerimiz bakileşsin ve burada tohumunu attığımız meyveleri orada yiyebilelim. Hepimiz en evvel kendi nefsimize gem vurmalıyız. Böylece “niyet hayır, akıbet hayır” yazılı amel defterimizle, alnı açık vaziyetimizle, parlak yolda Kevser Havuzu’nun başında bizi bekleyen Andelîb-i Zîşân’a kavuşalım inşallah...