Günümüz dünyası; savaşlar, adaletsizlikler, insani krizler, ekonomik darboğazlar ve toplumsal değerlerin aşınmasıyla tarihin en çalkantılı dönemlerinden birini yaşıyor. Teknolojik ve maddi imkânların zirveye ulaştığı, buna karşılık manevi boşluğun ve ahlaki krizlerin derinleştiği bu çağda insanlık çare ve nefes arıyor. İstanbul İlim ve Kültür Vakfı (İİKV) tarafından düzenlenen 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, işte bu arayışa dikkat çekmek üzere "Küresel Krizlere Kur'ânî Çözümler" ana temasıyla gerçekleştirildi.
Bediüzzaman'ın Güncelliği
Bediüzzaman Said Nursî (1877–1960), Anadolu'nun yetiştirdiği en etkili din âlimi ve düşünürlerden biridir. Eserlerinin bütünü olan Risale-i Nur Külliyatı çok sayıda dile çevrilmiş ve dünyanın farklı coğrafyalarında okunmuştur. Aradan geçen onlarca yıla rağmen düşüncesine duyulan ilgi azalmamış, aksine akademik çalışmaların konusu hâline gelmiştir. İİKV'nin 35 yılı aşkın süredir sürdürdüğü Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumları bu ilginin en görünür sonuçlarından biridir.
13. sempozyumda Bediüzzaman’ın Kur'ân merkezli düşünce dünyasını çağın meseleleriyle buluşturmayı hedeflemiştir. Savaşlar, toplumsal adaletsizlikler, aile kurumunun sorunları, gençliğin anlam arayışı, çevre tahribatı, dijitalleşmenin doğurduğu problemler ve inanç dünyasındaki sarsıntılar farklı yönleriyle ele alındı.
Sempozyumda öne çıkan ortak kanaat, Bediüzzaman'ın medeniyet tasavvurunun bugünün sorunlarına ışık tutabileceğiydi. Ona göre gerçek medeniyet gücü, çıkarı ve rekabeti değil, hakkı, fazileti ve karşılıklı yardımlaşmayı esas alır. Bu bakış açısı, insanlığın teknolojik imkânlara rağmen huzuru bulamadığı bir dönemde yeniden tartışılıyor.
Ayrıca sempozyumlar, eserlerin yalnızca okunmasını değil, farklı disiplinlerle (felsefe, sosyoloji, eğitim, hukuk, iletişim) birlikte incelenmesini de sağlıyor. Genç araştırmacıların bildiri sunabilmesi, düşüncenin yeni kuşaklara aktarılması bakımından önemli.
Beş Kıtadan Katılım İle Sempozyumun Çerçevesi
Sempozyum, 4–6 Ekim 2026 tarihlerinde yüz yüze, 7 Ekim'de ise çevrim içi oturumlarla İstanbul'da gerçekleştirildi. Dünyanın dört bir yanından akademisyenler, din âlimleri, araştırmacılar ve fikir insanları yoğun katılım gösterdi. Programın akademik ağırlığı rakamlara da yansıdı: Beş kıtadan 60 ülke ve 448 farklı kurumdan 668 bildiri özeti ulaştı; bilim kurulunun değerlendirmesi sonucunda 262 tebliğ programa alındı. Tebliğler Türkçe, Arapça, İngilizce ve Rusça olmak üzere dört dilde sunuldu; eş zamanlı tercüme Türkçe, Arapça ve İngilizce yapıldı. Program 11 salonda eş zamanlı yürütüldü.
Açılış 4 Ekim'de Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) yapıldı. Akademik oturumlar ve tematik forumlar 5–6 Ekim'de Pullman İstanbul Hotel & Convention Center'da sürdü. Bu dil çeşitliliği ve çok salonlu yapı, sempozyumun yalnızca Türkiye merkezli bir etkinlik olmadığını, farklı dil havzalarından gelen araştırmacıları ortak bir entelektüel zeminde buluşturmayı hedeflediğini gösteriyor.
Sempozyumun ortakları arasında Türkiye'den İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi, Iğdır Üniversitesi ve Üsküdar Üniversitesi Risale-i Nur Araştırma Platformu (RİNAP); yurt dışından Saraybosna Uluslararası Üniversitesi, Zeytuna Üniversitesi (Tunus), ISTAC-IIUM (Malezya), Hartum Üniversitesi (Sudan) ve UNIDA Gontor (Endonezya) yer aldı. Etkinlik ayrıca Cumhurbaşkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, TİKA, YTB, Türk Hava Yolları, TRT ve Anadolu Ajansı gibi kurumların desteğiyle gerçekleşti.
Ankara Hamiyet ve İrfan Vakfıda Sempozyumda Yer Aldı
Sempozyumda Ankara Hamiyet ve İrfan Vakfı adına Fevzi Allahverdi de yer aldı. Etkinlikteki görüntüsüyle kayda geçen Allahverdi’nin katılımı, Ankara’daki vakıf ve ilim çevrelerinin bu uluslararası buluşmadaki temsilini yansıtan karelerden biri oldu.
Sempozyum, farklı şehirlerden ve ülkelerden gelen ilim ve fikir insanlarının bir araya gelmesinin yanı sıra, Kur’ân’ın evrensel mesajının günümüzün sosyal ve ahlaki meseleleriyle ilişkisini değerlendirmek bakımından da önemli bir zemin oluşturdu.
Açılış Programı ve Öne Çıkan Mesajlar
Açılış, Ayasofya-ı Kebir Camii Şerifi İmam Hatibi Ferruh Muştuer'in Kur'ân-ı Kerîm tilavetiyle başladı. Programa Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, İstanbul Valisi Davut Gül, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmettin Bilal Erdoğan, Suriye Evkaf Bakanı Dr. Muhammed Ebulhayr Şükrü, Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Prof. Dr. Ali Karadağî, Pakistan İslam Âlimleri Birliği Başkanı Mevlâna Fazlurrahman, yayıncı ve gazeteci Lauren Booth, Ankara Hamiyet ve İrfan Vakfı eğitimcisi Fevzi Allahverdi ile İİKV Mütevelli Heyeti Başkanı Said Yüce gibi isimler katıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sempozyuma gönderdiği mesaj da açılışta okundu. Açılışta "Küresel Krizlere Kur'ânî Çözümler" ile "Kur'ân ve Sünnet Ekseninde Yeni Dünya Düzeni İçin Medeniyet Tasavvuru" başlıklı oturumlar yapıldı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz konuşmasında Bediüzzaman'ın bu toprakların insanı olduğunu söyledi ve adil bir uluslararası düzen arayışına değindi. "Güçlüysem istediğim her şeyi yapabilirim" şeklindeki karanlık zihniyete karşı Türkiye'nin ve İslam dünyasının hem güçlü hem haklı olma sorumluluğunu vurguladı. Çağdaş medeniyetin aksayan yönleri ile Kur'ân medeniyetinin esasları açılışta bu çerçevede karşılaştırıldı.
İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan “60'tan fazla ülkeden gelen 300'e yakın uluslararası akademisyen ve âlimin bir araya geldiğini belirtti. Adaletin, mağdurun kimliğine göre değişmeyen evrensel bir ilke olduğunu vurgulayan Erdoğan şöyle dedi: "Gazze'deki çocuklar esmer, bunun bir farkı olmadığını, olmaması gerektiğini bize hatırlatıyor. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin, adaletli olun diyor Allah Teala. Adalet karşıdakinin kimliğine göre değişmez. Zulmün faili değiştiğinde zulmün adı değişmez. Mağdurun dini, ırkı, millet, rengi veya pasaportu insan hayatının anlamını, değerini değiştirmez. Bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu ölçülerden biri de budur. Yine Gücün karşısında hakkı, menfaatin karşısında fazileti koyuyor.” şeklinde ifade etti.
Diyanet İşleri Başkanı Başkan Prof.Dr. Sami Arpaguş sempozyumun açılışında yaptığı konuşmasında “İnsani ve ahlaki krizlerin insanlığı kuşattığı tarihin her döneminde fikirleri, eserleri ve aksiyoner kişilikleri ile yeryüzünün huzur ve selameti için mücadele eden şahsiyetlerin her zaman olageldiğine” dikkati çekerek, “Bugün burada, adına sempozyum düzenlenen Saîd-i Nursî de böyle bir şahsiyettir. O, İslam dünyasının içinde bulunduğu hazin durumu cehalete, ihtilafa ve ümitsizliğe bağlamış; buradan kurtuluşu da ilimde, kardeşlikte ve ittihad-ı İslam’da görmüştür. Müslümanların birbirlerinin eksikliklerini büyütmek yerine müşterek değerler etrafında birleşmeleri gerektiğini savunmuştur.” şeklinde konuştu. Bediüzzaman Saîd-i Nursî’nin “ittihâd-ı İslâm” anlayışının, başkalarına karşı kurulmak istenen bir düşmanlık cephesi değil; bilakis Müslümanların kendi aralarındaki kardeşliği, dayanışmayı, işbirliğini ve ortak sorumluluk bilincini güçlendiren Kur’anî bir vahdet çağrısı olduğunu söyledi.
Suriye Evkaf (Vakıflar) Bakanı Dr. Muhammed Ebulhayr Şükrü yaptığı konuşmasında “Bediüzzaman Said Nursi'nin 1911 yılında Şam'daki Emevi Camisi'nde verdiği "Şam Hutbesi"ne (Hutbe-i Şamiye) değinerek “Bediüzzaman'ın Şam Hutbesi'ni Kur'an'ın rehberliğinde verdiğini belirterek, o dönemde Şam'ın önde gelen alimlerinden Şeyh Bedreddin el-Haseni'nin Bediüzzamanı Emevi Camisi'nin minberine çıkardığını söyledi. Aralarında 100'den fazla alimin bulunduğu binlerce Müslümana hitap eden ve gelecek nesillere seslenen Nursi'nin, "Sizden 300 yıl sonra gelecek olanlara, şimdi hitap ediyorum." sözünü aktardı. Bediüzzaman'ın Kur'an'ı Müslümanların karşı karşıya olduğu sorunların çözümünde temel kaynak olarak gördüğünü vurgulayan Şukri, "Bu Kur'an çözümdür. Biz de inşallah Kur'an'dan besleniyor ve kaynağımızı Kur'an'dan alıyoruz." ifadelerini kullandı. Şukri, Bediüzzaman'a hitaben, "Şam'ın yeniden ayağa kalktığını, kardeşi İstanbul'la ve Arap ve İslam dünyasındaki diğer kardeşleriyle kucaklaştığını görseydin, hep birlikte 'Kur'an ahlakına dönüş, Kur'an'ın kaynağına dönüş' diye seslendiklerini görürdün." dedi. Şukri, Bediüzzaman'ın eserleri Risale- Nurları Şam, Halep ve Suriye'nin diğer şehirlerinde yeniden tamim yayınlayarak okunmaya başlandığını belirtti.
Dr. İhsan Şenocak yaptığı konuşmasında “Materyalizmaya, pozitivist anlayışa, bu çağda en esaslı darbeyi vurma şerefini Allah Teala ona Bediüzzaman Said Nursi'ye ihsan ediyor. Yani baktığımız zaman o diyor ki; küfür karanlık, iman nurdur. Siz bir maddeye bakarsanız onun bir sanat boyutu, bir de madde boyutu vardır. Bazen sanat boyutu maddeden, bazen de madde boyutu sanat boyutundan daha önde olabilir. Antikayı alırsınız, antikacıya götürürsünüz; onun maddi değeri belki beş kuruştur. Ama antikacılar katında onun değeri milyonlarla ölçülmez. İnsan da Allah Teala’nın bir antika eseri hükmündedir. Paha biçilmez bir değeri vardır, bir kıymeti vardır. 'Allahu nurus-semavati vel-ard' (Allah, göklerin ve yerin nurudur). Eğer bir insanda iman varsa ve bu nurla bakarsa, o zaman insan bedeni üzerinde Allah'ın sanatını görür." şeklinde ifade etti.
Sempozyumun Ana Eksenleri
Sempozyum üç ana eksen etrafında şekillendi:
- Küresel Krizler ve Yeni Dünya Düzeninde Medeniyet Tasavvuru: Savaşlar, göç, adaletsizlikler, ekolojik yıkım, ekonomik istikrarsızlık ve uluslararası hukukun işlevsizliği, hak-hakikat ve adalet temelli bir medeniyet vizyonu çerçevesinde tartışıldı. Gazze'deki zulüm ve soykırım, en dikkat çeken başlıklardan biri oldu.
- Vahiy Merkezli Toplum ve Aile İnşası: Aile kurumunun zayıflaması, gençliğin anlam arayışı, eğitimde akıl-kalp bütünlüğü ve göçmen-yerli kardeşliği ele alındı. Bediüzzaman'ın "Medresetü'z-Zehra" projesi ve gençlere yönelik tavsiyeleri, günümüz eğitim ve aile politikalarına ilham kaynağı olarak değerlendirildi.
- Modern Çağın Manevî ve Sosyal Meseleleri: Yapay zekâ, dijital bağımlılık, ruh sağlığı, bilim-iman ilişkisi ve hakikat algısının erozyonu gibi konular, Risale-i Nur'un tefekkür, itidal ve ispat temelli yaklaşımıyla incelendi.
Sempozyum, eserlerin yalnızca okunmasını değil, felsefe, sosyoloji, eğitim, hukuk ve iletişim gibi farklı disiplinlerle birlikte incelenmesini de sağladı. Genç araştırmacıların bildiri sunabilmesi, düşüncenin yeni kuşaklara aktarılması bakımından ayrıca önemliydi.
Krizlerin Kökü: Manevî Boşluk ve Fıtrattan Uzaklaşma
Sempozyum boyunca öne çıkan en temel vurgulardan biri, günümüzün siyasi, ekonomik, toplumsal ve ekolojik krizlerinin temelinde insanın yaratılış gayesinden ve varlığın anlamından kopması sonucu oluşan manevî boşluğun yattığıydı. Bu teşhis, sempozyumun düşünsel çerçevesini oluşturdu. Krizlerin her biri ayrı bir alanın problemi gibi görünse de katılımcılar ortak bir köke işaret etti; çözümün yalnızca maddi ve siyasi tedbirlerle değil, insanın yaratılış gayesini, ahlaki sorumluluğunu ve manevi ihtiyaçlarını dikkate alan bir bakışla mümkün olduğu savunuldu.
Bediüzzaman'ın Risale-i Nur'da ortaya koyduğu mânâ-yı harfî perspektifi bu çerçevede öne çıktı. Varlığı kendi adına değil, Yaratıcısı adına okumak anlamına gelen bu bakış, manevî kopuşu onaracak tevhid merkezli bir medeniyet tasavvurunun temeli olarak görüldü. Böylece sempozyum, kriz teşhisiyle yetinmeyip alternatif bir medeniyet vizyonu önermiş oldu. Bu vizyon dört temel ilkede toplanabilir:
- Kuvvet yerine hak ve adalet: Gücün haklı sayıldığı, uluslararası hukukun işlevsiz kaldığı mevcut düzene karşı hakkı, mutlak adaleti (adalet-i mahza) ve şûrâyı esas alan bir medeniyet tasavvuru gereklidir. İstibdadın her türlüsü toplumsal barışın önünde engeldir; şûrâ, hürriyet, hukukun üstünlüğü ve hukuk karşısında eşitlik sağlıklı bir yönetimin vazgeçilmez esaslarıdır.
- Çatışma yerine yardımlaşma (teavün): Bireysel ve küresel çıkarların doğurduğu çatışmaların yerine Kur'ân'ın emrettiği karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma ilkeleri tesis edilmelidir.
- Fıtratın korunması: Modern dünyada yalnızca savaşlar değil; gıdanın, ailenin, insanın ve toplumun fıtratı da tehlike altındadır. Said Yüce de insanlığın önündeki en büyük meselenin fıtratın bozulması olduğuna dikkat çekmiş, aile kurumunun zayıflamasını ve gençliğin anlam arayışını bu çerçevede değerlendirmiştir. Bu bozulmaya karşı ahlaki ilkeleri ve aile yapısını koruyacak bir "Kur'ân eczanesine" ihtiyaç vardır.
- Müsbet hareket: Şiddet ve çatışma yerine ikna, tebliğ, yapıcı hizmet ve iş birliğini esas alan müsbet hareket anlayışı, toplumsal barış ve küresel huzur için yegâne yol olarak sunuldu. Bu ilke, mezhep ve meşrep farklılıklarının düşmanlığa dönüşmemesini öngören "ihtilaf ahlakı" ile birlikte ele alındı.
Akademik Bir Katkı: Nursî'nin Sömürgecilik Karşıtı Mücadelesi
Sempozyumun en dikkat çekici akademik katkılarından biri, İbn Haldun Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Alev Erkilet'in "Bilginin İslamileştirilmesi Bağlamında Said Nursi" başlıklı tebliği oldu. Erkilet, küresel krizlerin önemli nedenlerinden birinin sömürgecilik olduğunu belirterek, Nursî'nin sömürgeciliğe karşı mücadelesinin askerî, ekonomik ve epistemik olmak üzere üç boyutta ele alınabileceğini ileri sürdü. Ona göre bu mücadele Nursî'nin hayatı boyunca sistematik biçimde sürdürülmüş, "antikolonyal" bir karakter taşımış ve rengini İslam'dan alan bir mücadele olmuştur.
Askerî boyut: işgale karşı direniş. Erkilet bu boyutu, İslam adına kölelikten kurtulma mecburiyetinin fiziksel ifadesi olarak tanımladı. Nursî'nin uluslararası güçlere karşı tutumu, kolonyal güçlere asla boyun eğmeme ilkesi etrafında şekillenmişti; bir Müslümanın bu tür baskılar karşısında sessiz kalmasını ve uzlaşmacı olmasını kesinlikle kabul etmiyordu. Bu tutum, İslamî düşünce geleneğindeki cihat kavramı çerçevesinde değerlendirildi.
Ekonomik boyut: boykotun öncülüğü. Erkilet'in en çarpıcı iddialarından biri, Nursî'nin "Gandhi'den önce ekonomik boykotun ilk uygulayıcısı" olduğudur. Osmanlı toplumunun ve Türkiye'nin ekonomik sömürü altında olduğunu gören Nursî, önce Avusturya mallarını, ardından tüm Avrupa mallarını boykot etmiş, yerli üretime yönelmenin gerekliliğini güçlü bir antiemperyal vurguyla dile getirmiş ve bu ilkeyi bizzat uygulamıştır.
Epistemik boyut: bilginin İslamileştirilmesi. Üçüncü boyut, Erkilet'in "epistemik dekolonizasyon" olarak kavramsallaştırdığı, zihinleri sömürgeciliğin etkisinden kurtarma mücadelesidir. Bu boyut, toplumların kendi bilgi, değer ve kavram dünyalarından uzaklaşmasıyla ilişkilidir. Bu okuma, Nursî'yi yalnızca bir İslam âlimi olarak değil, yirminci yüzyılın ikinci yarısında gelişen "İslamî bilgi" tartışmalarının öncülerinden biri ve küresel sömürgecilik tarihi içinde konumlandırılabilecek bir düşünür olarak ele almayı mümkün kılmaktadır.
Sonuç Bildirgesi ve Temel Çağrılar
6 Ekim'de okunan sonuç bildirgesinde, krizlerin kökünün manevî boşluk olduğu vurgulandı; Kur'ân'ın adalet, merhamet, emanet, aile, kardeşlik ve insan onuru ilkelerinin zamana göre değişmeyen rehberliği hatırlatıldı. Bildirgede şu noktalar öne çıktı:
- Güç yerine hakkın, menfaat yerine faziletin, çatışma yerine yardımlaşmanın esas alındığı bir medeniyet tasavvuru,
- Gazze'deki zulmün derhal durdurulması ve Filistin halkının özgürlük hakkının güvence altına alınması,
- Ekolojik krizin ahlaki bir kriz olduğu gerçeği ve israfın terk edilmesi,
- Ailenin toplumun sığınağı olarak güçlendirilmesi,
- Teknolojinin ahlaki değerlerle yönlendirilmesi,
- Müslümanlar arasında ittihat ve ihtilaf ahlakının yeniden canlandırılması.
Gazze ve küresel adaletsizlikler. Bildirgede ve oturumlarda Filistin ve Gazze'de yaşanan insani dram ile soykırıma geniş yer ayrıldı. Masum sivillerin, çocukların ve mabetlerin hedef alındığı saldırıların insanlık vicdanını yaraladığı vurgulanarak, adalet ve insani değerler etrafında kenetlenmenin hayati önemi dile getirildi.
Ekolojik kriz ve iktisat. Bildirgede ekolojik kriz bir ahlak krizi olarak tanımlandı. Risale-i Nur'un yaklaşımında kâinat "okunması gereken bir kitap"tır; doğanın sınırsız bir tüketim nesnesi olarak görülmesi ekolojik tahribatın asıl sebebi sayıldı. İsrafın terki, ihtiyaç kadar tüketim ve sıfır atık gibi ilkeler Kur'ânî birer sorumluluk olarak tanımlandı. İktisat alanında ise tamahkârlık ve biriktirme hırsı küresel ekonomik istikrarsızlığın önemli sebeplerinden biri olarak gösterilmiş, Risale-i Nur'daki iktisat, kanaat ve şükür ilkeleri çözüm önerileri olarak sunulmuştur.
Değerlendirme ve Sonuç
13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, küresel krizlerin çok boyutlu doğasını kabul eden ve bu krizlere İslamî ilim geleneğinin kaynaklarından hareketle çözüm arayan önemli bir çabadır. Bildirilerin çeşitliliği, katılımın uluslararası niteliği ve temanın güncelliği, Bediüzzaman çalışmalarının canlılığını göstermektedir. Sempozyumun en özgün akademik katkısı, Nursî'nin sömürgecilik karşıtı mücadelesini epistemik dekolonizasyon boyutuyla ele alan analiz çerçevesi olmuştur. Kur'ân'ın rehberliğini yalnızca bireysel hayatla sınırlı görmeyip aileden topluma, ahlaktan medeniyete geniş bir alanda değerlendiren yaklaşımı da dikkat çekicidir.
Bununla birlikte, ortaya konan çözüm önerilerinin uygulanabilirliği ve kurumsal düzeyde nasıl hayata geçirilebileceği soruları, gelecek sempozyumların gündemini oluşturmaya adaydır. İlim ile ahlakı, kalkınma ile adaleti, güç ile merhameti birleştiren Kur'ânî ilkelerin yalnızca Müslümanlar için değil, bütün insanlık için bir kurtuluş reçetesi olduğu, sempozyumda bir kez daha ilan edildi. Güç yerine hakkı, çatışma yerine diyaloğu, bencillik yerine dayanışmayı esas alan bir anlayışın geliştirilmesi daha huzurlu bir dünya için önem taşımaktadır. Sempozyum, insanlığın daha adil, merhametli ve huzurlu bir geleceğe ulaşabilmesi için iman, ilim, ahlak ve kardeşlik değerlerinin birlikte ele alınması gerektiğini hatırlatarak, Kur'ân'ın evrensel mesajını günümüzün sorunlarıyla buluşturma çabasına önemli bir katkı sundu.
Cemalettin SÖĞÜT / İstanbul, 4–7 Ekim 2026