Kainatın yaratılışı konusu insanlığı hep meşgul etmiştir. Şu âlemin yaratılış sırrını çözmek isteyenler, bu konu üzerine hep kafa yormuşlardır. Kainat nasıl meydana gelmiştir? İnsanlık bu sorunun cevabını bulmaya çalışmıştır. Konu hala çözülmüş değildir. Araştırmalar devam etmektedir.
Yaratılışın zamanlaması açısından Kur’an’da geçen üç ayetin mealleri, birbirine zıtmış gibi görünmektedir. Ancak bu ayetlerde anlatılanların iyi yorumlanması durumunda böyle bir zıtlığın olmadığı görülecektir.
İlk ayet: “O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara Suresi, 2/29) Bu ayette, önce yeryüzünün yaratıldığı, içinin düzenlendiği, sonra da göklerin düzenlendiği ifade ediliyor.
İkinci ayet: “(Ey inkarcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur. Onu yükseltmiş ve ona düzen ve âhenk vermiştir. O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da çıkardı. Ardından yeri düzenleyip döşedi. ” (Naziat Suresi, 79/27-30) Bu ayette önce göklerin yaratılıp düzenlendiğini, sonra yeryüzünün yayılıp düzene sokulduğunu ifade etmektedir.
Üçüncü ayet: “İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?” (Enbiya Suresi 21/30) Bu ayette, yer ile göğün bitişik olduğunu, sonra ikisinin ayrılıp birlikte yaratıldığını ifade etmektedir.
Kainatın yaratılışındaki zaman itibarıyla birbirine zıtmış gibi görünen bu ayetler yaratılıştaki bir insicamı ifade etmektedirler. Aralarında zıtlık yoktur. Kainatın yaratılışındaki sırra ışık tutmaktadırlar.
Şu kainat yokken, Allah bir “cevhere”yi yaratmıştır. Cevhereden maksat, kainatın çekirdeğidir. Sonra o çekirdeğe tecelli ederek, bir kısmını sıvı, bir kısmını da buhar haline döndürmüştür. Sonra sıvı kısma tecelli edip onu köpük haline çevirmiştir. Dünyamız ve gezegenler bu köpükten yaratılmıştır.
Sonra buhar kısmına tecelli ederek, ondan da atmosferi ve esir maddesini meydana getirmiştir. Onun içine de şu kainattaki yıldızları ekmiştir. (İşaratü’l-İ’caz, erisale, s. 328 özetlenerek alındı)
Buna göre, Güneş Sistemi, esir maddesinden yoğrulmuş bir hamur şeklinde imiş. Esir maddesi havadan daha ince olup kainattaki boşlukları doldurmaktadır. Işığın ve ısının nakli için böyle bir maddeye ihtiyaç vardır. Havanın, buhar, su, buz gibi farklı teşekkülleri olduğu gibi, esirin de esir olarak kalmak kaydı ile, farklı teşekkülleri vardır. Allah’ın ilk icatlarına sebep olmuştur.
Esiri yarattıktan sonra Allah ilk “cevhere”yi ondan yaratmıştır. Sonra onu katılaştırıp küreleri ve yıldızları ondan yaratmıştır. İlk katılaşanlardan biri dünyamızdır. Dünyanın katılaşmaya başlaması diğerlerinden daha öncedir. Çünkü orası hayata mekan olacaktır. Ancak hayatın meydana gelmesi için burada semanın ve atmosferin teşekkülü gereklidir. Yani dünyanın ilk yaratılışı semadan önce olmuştur. Ancak yayılıp tanzim edilmesi semanın yaratılışından sonradır. Onun için önce sema düzenlenmiş, sonra da yeryüzü hayata mesken ve mekan olacak şekilde tanzim edilmiştir.
Kainatın aslı bir çekirdektir. Yani tektir. Üçüncü ayetteki “… gökler yer bitişikken,…” ayeti bu duruma işaret etmektedir.
Birinci ayetteki “O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir.” Ayetinde, yerin önce yaratıldığı ifadesi, yaratılış itibariyle, katılaşmaya başlaması yönünden semadan önce olduğu, ilk katılaşanın o olduğu, sonra semanın ve atmosferin düzenlendiği, ondan sonra da dünyanın hayata hazırlanacak şekilde tanzim edildiği ifade edilmektedir. “Ardından yeri düzenleyip döşedi.” Cümlesi, semanın düzenlenmesinden sonra da yerin hayata mekan olacak şekilde tanzim edildiğini ifade etmektedir. Yaratılmaya başlaması semadan önce, ancak yayılıp tanzim edilmesi, canlıların yaşamasına elverişli hale getirilmesi semadan sonra olmuştur.
Böylece ayetler arasında bir zıtlığın olmadığı anlaşılmaktadır.