Allah’ın Harika Sanatı İnsan

Ali Sarıkaya

İnsan, Allah’ın muhteşem bir sarayıdır. Onun araştırılması insanlık tarihi kadar eskidir. Bu saray sürekli ziyaretçilerle dolup taşmaktadır. Bu sarayın bölümlerini gezenler elde ettikleri verileri toplamakta ve o muhteşem sanat eserinin inceliklerine dair harika bilgilere ulaşmaktadırlar.

Hala keşfedilmeyi bekleyen sırların varlığı da kesindir. Sarayın keşfi insanlık tarihi ile başlamış ve insanlığın sonuna kadar devam edecektir.

Her ilim dalı ve o dalın ortaya koyduğu sonuçlar bu sarayın keşfi için atılmış birer adımdır. Her gün verilerine yenileri eklenmektedir.

İnsan, mahlûkatın en gözdesi, yeryüzünün halifesidir. Varlıkların sultanıdır. Hazları, elemleri, sevgi ve nefreti, öfke ve sükûneti ile bütün varlıklar üstünde bir sultandır. Et ve kemikten yapılan şu bedene sevgi, lezzet, elem, nefret… gibi hissedilen ama dokunulamayan duyguları yerleştirmek ne müthiş bir sanattır!

Hücrelerin üst üste yığılması değildir insan. Ölü hücrelerin dirilip manevi duygularla canlanıp hayata kavuşmasıdır.

İnsan, maddi ve manevi iki temel üzerine kurulmuştur. Yapının her iki bölümü de muhteşemdir. Yapı da, donanımı da sultanlara layıktır.

O da yeryüzünün sultanıdır.

Maddi yapısının sultanı beyindir. Beyin çalışmadığı zaman insan bir et yığınından ibarettir.

Manevi yapısının, duyguların ve hislerin sultanı ise imandır.

Bu sarayın her iki kanadının sulh ve sükûnunu, huzur ve mutluluğunu sağlayacak ise İslam’dır. Hayata hayat veren odur. Onsuz hayat ölü gibidir.

Sanat küçülüp inceldikçe sanatkârın hüneri daha da güzelleşmektedir. Sanatkârın çizgileri daha berrak şekilde gözükmektedir. Sanattan sanatkâra uzanan manevi bağlar ortaya çıkmaktadır.

Sanat ile sanatkâr arasındaki manevi bağların, ilgi ve münasebetlerin görünüp benimsenmesine iman denmektedir.

İnsanı insan eden, onu sultanlık derecesine çıkaran imandır. Merkez ile taşra, yaratan ile yaratılan arasındaki bağın kurulmasıdır iman. İman ile kâinat sultanına bağlanan, imanın kopmaz ipine sarılan insan, iki dünyanın da sultanıdır. Ondan daha güçlü kimse yoktur. Çünkü, dayandığı yer çok güçlüdür. Dayandığı yer yıkılmadıkça o da yıkılmayacaktır.

Böyle bir insan, kaptanı Nuh olan bir gemiye binmiştir. Rüzgâr ne taraftan eserse essin, ne önemi var? O gemi sahil-i selamete ulaşacaktır.

Şu kâinatın en yüksek hakikati imandır. Gönüller, ancak onu benimseyip yaşamakla tatmin olur. Bedenler, ona uyarak sağlıklı ve huzurlu kalabilir. “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmı seçtim.” (Maide Sûresi 5/3) ayeti, sanat ile sanatkar arasındaki bu ilişkiyi ifade etmektedir. En mükemmel nispet budur.

İslam, şu dünya hayatının olduğu gibi dünyadan sonraki hayatın huzur ve mutluluğunu temin edecektir. Adı üstünde, “huzur ve güven” demektir o.

Peki Müslümanların yaşadığı coğrafyadaki sıkıntıların sebebi nedir?

Müslümanların yaşadığı coğrafyadaki sıkıntıların büyük çoğunluğu İslam’a uymamaktan beslenmektedir. Yerde yürüyen karıncaya eziyeti yasaklayan bir din, insanlara eziyeti nasıl ister? Hangi dine mensup olursa olsun, çile çekmesine nasıl rıza gösterir? Temel hedefi, insanlığın huzur ve güven içinde yaşaması olan bir din, savaşa, kargaşaya, huzursuzluğa nasıl alet edilebilir?

İslam çok güzeldir. Kusur varsa bizim Müslümanlığımızdadır. İslamı yaşama noktasındaki eksikliğimizdedir. Müslüman, kendisini düzeltmenin yolunu aramalıdır. İslam’ın düzeltilmeye ihtiyacı yoktur.

İkinci bir sebep de rahat bırakılmamalarıdır. Kıskançlıklar, menfaatler, hırs ve çekememezlikler onların huzurunu kaçırmaktadır. Büyük çoğunluğu kendilerinin dışından gelmektedir.

Bir başka sebep de cehalettir. İlk emri “oku” olan bir dinin mensuplarının cehaletini anlamak mümkün değildir. İlme kendilerini adaması gerekenler, istirahatı tercih etmekte ve ilmin verdiği izzetten mahrum kalmaktadır. İlim her zaman üstündür, mensuplarını da üstün kılar.

Birlik ve dirliğinin bozulmasıdır. Aralarına sokulan ihtilaf, ortak hedeflere yürümelerine engel teşkil etmektedir. Müslümanların bu halinde menfaati olanların niyetini anlamak mümkün, ancak buna alet olanların, baltanın sapı olanların tavrını kabullenmek mümkün değildir.

Bunların bertaraf edilmesi da ancak ilimle olacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.