Sessiz Çoğunluğa Karşı Gürültülü Azınlık

Ahmet Yılmaz

Makaleyi Dinlemek İçin Tıklayınız


Yine sahnedeler.

Her Ramazan yaklaşırken aynı sesler yükseliyor. Aynı kelimeler, aynı korkular, aynı ezberler… “Laikliği savunuyoruz” diyerek ortaya çıkanlar, aslında laikliği değil; yıllardır kaybettikleri bir zihinsel üstünlüğü savunuyorlar.

Çünkü bu ülkede laiklik çoğu zaman bir denge ilkesi olarak değil, bir tasfiye aracı olarak kullanıldı.

Evet, açık konuşalım.

Laiklik bu topraklarda uzun yıllar boyunca tarafsız bir hukuk prensibi gibi değil; dinin kamusal hayattan kovulmasının meşru adı gibi sunuldu.

Başörtüsünden ezana, imam hatipten Kur’an kursuna kadar uzanan her tartışmada aynı refleks devreye girdi: “Laiklik elden gidiyor.”

Aslında elden giden laiklik değil, alışkanlıktı.

Bir dönem vardı; inancını görünür yaşayan insanlar kamusal alanda nefes alırken bile özür diler gibiydi. İşte bazıları o günleri “laikliğin altın çağı” sanıyor. Çünkü laiklik, onlar için özgürlük değil; sınır çizme yetkisiydi.

Şimdi o sınırlar silinince panik başladı.

Ramazan etkinliğini “Talibanlaştırma” diye etiketlemek… Bir toplumun kendi geleneğini yaşamasını tehdit gibi sunmak… Bu, laiklik savunusu değil; inançtan rahatsızlığın açık ilanıdır.

Türkiye’de laiklik kavramı yıllarca dinsizlikle karıştırıldı. Daha doğrusu, bazı çevreler laikliği bilinçli şekilde dinsizlik gibi yorumladı. Çünkü inanç görünmez olursa, kendi dünya görüşleri tartışmasız kalıyordu.

Ama zaman değişti.

Artık insanlar ibadet ederken saklanmıyor. Gençler inancını yaşarken özür dilemiyor. Camiler dolduğunda kimse sessizce geri çekilmiyor.

Ve işte tam burada alarm zilleri çalıyor.

Çünkü mesele laiklik değil; mesele kontrol kaybı.
Birileri hâlâ toplumun büyük çoğunluğunu “gerici azınlık” diye tarif edebilecek kadar gerçeklikten kopmuş durumda. Bu, sadece bir siyasi tavır değil; bir zihinsel kapanmadır. Toplumu anlamak yerine topluma üstten bakmanın doğal sonucudur.

Laiklik diyorlar…
Ama özgürlüğü yalnızca kendileri için istiyorlar.

Çoğulculuk diyorlar…
Ama inanç görünür olduğunda rahatsız oluyorlar.

Tarafsızlık diyorlar…
Ama mesele İslam olduğunda birden taraf oluyorlar.

Bu nasıl bir laiklik?
İlke mi, ideolojik refleks mi?

Eğer laiklik, toplumun değerleri görünmez olduğunda rahat nefes almak demekse; bu laiklik değil, kültürel tahammülsüzlüktür.

Eğer laiklik, dindarın sesinin kısılmasıysa; bu laiklik değil, seküler bir dayatmadır.

Ve eğer laiklik adı altında sürekli aynı korku hikâyeleri anlatılıyorsa; belki de korkulan şey “rejimin değişmesi” değil, toplumun kendisidir.

Bugün sorgulanması gereken;
Gerçekten laiklik mi savunuluyor, yoksa toplumun inançla barışmış hâline karşı duyulan rahatsızlık mı?

Çünkü artık kimse eski korkularla yönetilmiyor.

Ve belki de bazılarını en çok rahatsız eden şey tam olarak bu.

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.