A- DÜNDEN BUGÜNE GAZİANTEP
1648 ve 1671 yıllarında Ayıntab’ı iki sefer ziyaret eden Evliya Çelebi, bu şehre duyduğu sevgi ve hayranlığın bir ifadesi olarak ismini ‘’Şehr-i Ayıntab-ı Cihan-(Dünyanın Gözbebeği-Göz Pınarı Şehir)’’ olarak notlarına kaydeder. Ayıntap isminin kökeni ile ilgili olarak çok farklı bazı görüşlerin de olduğunu ifade edelim. Gaziantepliler bu ismi her vesile ile ifade etmekten büyük mutluluk duyarlar.
Gaziantep, Türkiye’nin ticaret ve sanayi merkezlerinden birisidir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden en fazla göç alan şehirlerin başında gelir. Bunun en büyük nedeni, hiç şüphesiz güçlü ekonomik alt yapısı ve istihdam imkanlarının son derece gelişmiş olmasıdır.
Gaziantep’in sokaklarında gezdiğiniz zaman her yerde Şırnak, Mardin, Batman, Diyarbakır, Siirt, Van, Adıyaman, Kahramanmaraş, Malatya, Şanlıurfa ve diğer Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden gelip bu şehre yerleşen ve artık kendini bu bölgenin bir insanı olarak kabul eden çok sayıda vatandaş ile karşılaşmak mümkündür. Gaziantep’e doğru olan bu göçün büyüklüğünü anlamak için, son kırk yılın rakamlarına bakmak gerekir.
Gaziantep’e gelip yerleştikten sonra geriye dönen insan sayısı da son derece azdır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden gelen vatandaşların coğrafi yakınlık nedeniyle, bu şehirdeki yerleşimleri daha kalıcı bir hale dönüşmektedir. Çalışma imkanlarının da çok önemli bir faktör olduğunu vurgulamak gerekir.
**********
Gaziantep, destan şehirlerimizden birisidir. Çok kadim bir şehir olmakla birlikte, muhteşem tarihi, çalışkan ve müteşebbis insanları ile her zaman özel bir yere ve konuma sahip olmuştur. Gaziantep tarihi ilk çağlara kadar uzanmaktadır. Dülük köyü ve civarı, bölgede bilinen ilk yerleşim yeridir. Dülük, tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, farklı şekillerde isimlendirilmiş ve önemli bir ticaret ve göç yollarının kavşak noktalarından birisi olarak çok büyük bir misyon ifa etmiştir.
Dülük (Doliche) köyü ve Karşıyaka semtinde bulunan mağaralar ile buralarda elde edilen tarihi eserler, bu yerleşim yerinin M.Ö. yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Şehrin Dülük köyü ve çevresindeki yerleşim yerinin binlerce yıl devam ettiği tahmin edilmektedir. Şehir merkezi ve çevrede bulunan birçok höyükte yapılan araştırmalardan çıkan sonuçlar bu tezleri güçlendirmektedir.
Bölge bir bütün olarak, binlerce yıllık bir medeniyet geçmişine sahip bir coğrafya olarak her zaman büyük bir öneme haiz olmuştur. Karkamış (Karkisiya) ilçesi de binlerce yıllık tarihe sahip bir yerleşim yeri olarak dikkat çekmektedir. Bu ilçe ve çevresinde yapılan arkeolojik çalışmalarla binlerce yıl öncesine uzanan bazı önemli kalıntılara ulaşılmıştır. Burada yapılan çalışmalar aralıklarla devam etmektedir.
Ayıntab’ın kuzey doğusunda Fırat Nehri kenarında kayalarla örtülü bir tepe üzerinde M.Ö. 855 yılında Asurlular tarafından inşa edildiği bilinen ve daha sonraki yüzyıllarda Rum Kale ismiyle tanınan şehir kalıntıları da, bölgenin kadim geçmişi hakkında fikir veren önemli bir yerleşim yeri olarak bugün bile önemini korumaya devam etmektedir. Bu bölgede Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan çalışmalar ve restorasyon sonucu, önemli bir turistik bölge olarak ziyaretçi akınına uğramaya devam etmektedir.
Bölgenin genel tarihi ve turistik önemi ile birlikte kadim geçmişini günümüze taşıyan önemli bölgelerden birisi de Zeugma Antik Kenti’dir. Fırat nehri üzerinde bir geçit görevini gören ve bu anlama gelen Zeugma, nehrin batı ve doğu yakalarında kurulu bir bölge olarak, özellikle ilk çağlarda en önemli geçiş noktalarının başında gelmekteydi. Roma döneminde Büyük İskender’in komutanları tarafından kurulan Zeugma, daha sonraki yüzyıllarda dini amaçlar için kullanılmış ve burada manastırlar inşa edilmiştir. Bu dönemlerde ve sonraki yüzyıllarda bu bölgede yapılan kazılarda bulunan bazı sanat eseri mozaikler Gaziantep Zeugma Müzesinde sergilenmeye başlanmıştır.
Gaziantep şehri tarih boyunca birçok devletin himayesi altına girmiş, birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. M.Ö. 1800 yılından başlamak üzere Hititler, Medler, Asurlular, Persler, Makedonya Krallığı, Roma İmparatorluğu, Bizanslılar, Müslüman Araplar, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Eyyubiler, Artukoğulları, Moğollar, Anadolu Selçukluları, Memluklüler, Dulkadiroğulları ve Osmanlılar; Gaziantep'te belirli dönemlerde hüküm sürmüşlerdir. Gaziantep ve Ravanda Kaleleri ve Rumkale'nin Bizans döneminden kalmış olması kuvvetle muhtemeldir. Burada bulunan bazı yapıların Roma ve Bizans mimari karakterinden izler taşıdığı görülmektedir. 1100’lü yıllarda Dülük bölgesi Selçuklular tarafından tahrip edilince, bölgenin bütün ağırlığı Ayıntab merkezine doğru kaymış ve bu şehir ön plana çıkmaya başlamıştır. Şehir daha önceki yüzyıllarda Daba, Hamtab, Hantap, Anthaph ve farklı birçok isim ile adlandırılmakla birlikte Araplar tarafından fethedilmesinden sonra Ayıntab ismini almış ve bu isim şehirle özdeşleşmiştir.
Hz. Ömer zamanında yapılan cihadlar sırasında Müslüman Araplar tarafından ilk defa Hz. Ömer’in kumandanlarından İyâz b. Ganem tarafından İslâm topraklarına dâhil edildi. Gaziantep ile Hatay bölgesi Bizanslılardan alınmış ve bölge halkı 639 yılından itibaren İslamiyet’i kabul etmeye başlamıştır. Kısa süreli el değiştirmelerin ardından, Hârûnürreşîd’in, 782 yılında Bizanslılardan geri aldığı Kuzey Suriye kaleleri içinde Dülük (Ayıntap) de vardı. Bu dönemde bütün Suriye bölgesi İslam kuvvetlerinin eline geçmiş ve Gaziantep’te ünlü Ömeriye Camii, bu büyük fetihlerin sembolü olarak yapılmış, böylece bu şehre ilk İslam mührü vurulmuştur.
Gaziantep, Selçukluların idaresinde iken Haçlı seferleri başladığından şehrin bu kargaşa esnasında birkaç kez el değiştirdiği bilinmektedir. Son Haçlı seferlerinde Hristiyanlar tarafından zabt edilen Gaziantep, 1187 yılında Selahaddin Eyyubi tarafından kurtarılmıştır. Daha sonra Memlüklülerin yönetimine geçen Gaziantep'te büyük bir imar ve inşa hareketi başlamış, bölgenin ilim ve irfan merkezi olmuştur. O zamanlar Gaziantep'e; gelişmişliğinin yanı sıra, ilim, Irfan ve sanat merkezi olması nedeniyle "Küçük Buhara" denildiği tarihi kayıtlarda mevcuttur. Bu dönemde birçok cami, medrese, han ve hamam yapılmış, bu irfan ortamında bir çok ilim ve devlet adamı yetişmiştir. Daha sonraları şehir Moğollar ve Timur'un istilalarına maruz kalmış ve şehirde büyük tahribat yapılmıştır.
Gaziantep, 1516 yılında Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında Osmanlıların idaresine geçmiştir. Yavuz Mercidabık seferine çıkarken ismini verdiği Yavuzeli ilçesinde otağını kurmuş ve Antep Valisi Yunus Bey’den kalenin anahtarını burada teslim almıştır. Yüzyıllarca Osmanlı yönetiminde huzurlu bir dönem geçiren Ayıntab’ta ilim ve kültür alanları ile birlikte, imar, üretim, el sanatları ve ticaret bakımından büyük gelişmeler görülmüştür. Osmanlılar döneminde şehir baştan sona imar edilmiş, çok sayıda cami, medrese, han ve hamam yapılmıştır. Ticaret yollarının üzerinde bulunması bu gelişmede önemli bir faktör olmuştur.
Evliya Çelebi 1641 ve 1671 yıllarında bu şehre yaptığı iki ziyaretin ardından; burada 22 mahalle, 8 bin ev, 100 kadar cami, medrese, han, hamam ve üstü kapalı çarşı olduğunu notları arasında kaydetmiştir. Ayıntab, Osmanlı yönetiminde Halep iline bağlı bir sancak olarak çok büyük vazifeler ve görevler üstlenmiş, Şam bölgesinden Anadolu’ya açılan en önemli kapı olarak çok büyük fonksiyonlar yüklenmiştir.
IV. Murat Bağdat seferine çıkarken Antep'e uğramış ve burada bir müddet kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun gerileme ve çöküş devrinde şehirde bazı huzursuzluklar başgöstermiş, özellikle 18. Yüzyıldan sonra, kargaşa ve ayaklanmalar ile şehirde huzursuzluk had safhaya ulaşmıştır. Bu huzursuzluklara ilaveten 1818'de büyük bir kuraklık, 1821'de şiddetli bir deprem ve1826'da da korkunç bir kolera salgını meydana gelmiş ve Antep halkı bu dönemlerde ızdıraplı yıllar geçirmiştir ve çok büyük kayıplar yaşamıştır. 1832-1839 yılları arasında Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın Antep'i işgal teşebbüsüne halk büyük bir direniş göstererek karşı çıkmış ve tarihe "8 yıl savaşları" olarak geçen bu dönemde de büyük kayıplar verilmiştir.
Antep'te bulunan Ermeniler yüzyıllar boyunca Türkler ile birlikte kardeşçe ve büyük bir uyum içinde yaşarken, 1830 yılında kurulan Amerikan Hastanesi ve buna bağlı olarak kurulan okullar, büyük bir misyonerlik faaliyetleri başlatarak ayrılık tohumlarını ekmeye başlamışlardır. Bu yıllarda Antep'te kurulan ve gayr-ı Müslimlere ait olan bazı okullar büyük bir hoşgörü ortamında çalışmışlar, bu hoşgörü ortamını istismar ederek yeni nesillere kin ve nefret tohumları aşılamışlardır. Bu düşünceler, Ermeni toplumunda makes bulmuş ve bunun sonucunda Antep'in işgal günlerinde işgalcilerle birleşerek Müslüman topluma karşı cephe almışlardır.