Eski Said’den Yeni Said’e Doğru: Burdur Hayatı ve Nur’un İlk Kapısı

Risale-i Nur Enstitüsü ve Şekercihan Vakfı’nın ev sahipliğinde, Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen panelde, Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatındaki en kritik dönemeçlerden biri olan Burdur hayatı ve Nurun İlk Kapısı eseri mercek altına alındı

Muhabbet Medya - Mehmet Kaplan’ın Haberi

ismail-hacinebioglu.jpg

Risale-i Nur Enstitüsü ve Şekercihan Vakfı’nın ev sahipliğinde, Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşkesi Emirnebi-1 Konferans Salonu’nda düzenlenen panelde, Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatındaki en kritik dönemeçlerden biri olan Burdur hayatı ve Nurun İlk Kapısı eseri mercek altına alındı.

Moderatörlüğünü Prof. Dr. İsmail Latif Hacınebioğlu’nun yaptığı, “Risale-i Nur’a Giden Yol: Telifinin 100. Yılında Nur’un İlk Kapısı” başlıklı panelde, konuşmacılar Bediüzzaman’ın “Eski Said”den “Yeni Said”e geçiş sürecindeki zihinsel ve ruhsal inkılabını kapsamlı analizlerle dinleyicilere aktardı.

bediuzzaman-said-nursi-burdur-hayati-panel-1.jpeg

Av. Ahmet Özkılınç: “Üçüncü Yol’da İlk Durak: Bediüzzaman’ın Burdur Hayatı”

Av. Ahmet Özkılınç, Bediüzzaman’ın Burdur sürgününü “Üçüncü Yol” kavramı üzerinden analiz ederek şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bediüzzaman Said Nursi’nin Eski Said’den Yeni Said’e dönüşümü, hem onu hem baş eseri Risale-i Nur’u ve Bediüzzaman’ın ifadesiyle 'Risale-i Nur mesleği'ni anlama bakımından kritik bir önem arz eder. Bu dönüşüm, haricî şartların yol açtığı bir taktik değişikliği midir; yoksa Bediüzzaman açısından hem enfüsî, hem tefekkürî, hem meslekî bir değişimi mi ifade etmektedir?

Bu dönüşümü Bediüzzaman’ın değişik şartlar sebebiyle gerçekleştirdiği bir ‘taktik’ yahut ‘strateji’ değişimi olarak anlayanlar, onu Cumhuriyetin kurulduğu dönemde değişen şartlara bağlayarak açıklama eğilimi içindedirler. Halbuki bizzat Bediüzzaman’ın bu dönüşüm ile ilgili olarak dile getirdiği açıklamalar, ortada enfüsî ve tefekkürî bir dönüşüme bağlı bir meslek, yol, usul ve üslup değişiminin olduğunu teyid ve isbat eder niteliktedir.

bediuzzaman-said-nursi-burdur-hayati-panel-2.jpeg

Haksız ve hukuksuz bir kararla başlayan sürgününde ilk ikamet yeri olarak Burdur hayatı da Bediüzzaman’ın Eski Said’den Yeni Said’e dönüşümünde en önemli dönemeçlerden biridir. Burdur, sadece bir sürgün durağı değil; tamamen toplumdan tecrit edilmek, unutturulmak istenen bir zatın bu imkânsızlığı nasıl devasa bir tefekkür ve telif laboratuvarına dönüştürdüğüdür.

Bediüzzaman’ın karşılaştığı bu durum, daha en başından tamamen keyfî ve hukuka açıkça aykırıdır. Ancak o, bir mü’minin en olumsuz şartlarda dahi ‘öfke yahut teslimiyet’ ikilemine düşmeden nasıl bir yol bulabildiğini bize göstermektedir. Otoritenin beklediği ve yönetebildiği tepkiler zaten bu ikisidir: İsyan edersen seni ezmek için meşru bir zemin bulurlar; teslim olursan zaten amaçlarına ulaşmış olurlar. İşte ‘Üçüncü Yol’ bu iki tuzağı da reddetmektir. Bediüzzaman, müspet hareketi merkeze alarak eylemsizliğe düşmeden tamamen sivil ve entelektüel bir direniş hattı kuruyor.

bediuzzaman-said-nursi-burdur-hayati-panel-3.jpeg

Nursi’nin o dönemin siyasetine veya fiziki bir çatışmaya asla prim vermemesinin altında yatan mantık; şartlar ne kadar aleyhine olursa olsun ‘haklı kalabilmektir’. O, karakola gidip imza atmayı reddederken ‘Ben bir suçluyum’ psikolojisini kabul etmiyor. Vali onu Mareşal Fevzi Çakmak’a şikâyet ettiğinde, Çakmak’ın ‘Ona ilişmeyiniz, ona hürmet ediniz’ cevabı, Nursi’nin kurduğu o meşruiyet stratejisinin ne kadar sağlam bir sonuç ürettiğini kanıtlıyor.

Onun 17-18 yaşındaki bir gence bir gecede 500 sayfalık coğrafya kitabını ezberlediğini kanıtlaması basit bir zekâ şovu değildir. Bu, ‘Benim temsil ettiğim bu inanç sistemi, sizin o modern bilimler dediğiniz alanları bir gecede yutabilecek bir idrakin üzerine oturuyor’ mesajını veren entelektüel bir meydan okumadır. Aynı şekilde, bir kumandanın gönderdiği 500 lirayı reddederek, devleti temsil eden otoritenin hiyerarşisine girmeyi ve ona minnet duymayı en baştan kesip atmıştır. O, emredilen konumundan manevi rehber konumuna geçmiştir.”

bediuzzaman-said-nursi-burdur-hayati-panel-4.jpeg

Metin Karabaşoğlu: “Eski Said’den Yeni Said’e Doğru: Nur’un İlk Kapısı’nda Bediüzzaman’ın Üslup Arayışı”

Yazar Metin Karabaşoğlu, Bediüzzaman’ın telif üslubundaki tekâmülü ve Nurun İlk Kapısı’nın bu süreçteki yerini şöyle detaylandırdı:

“Bediüzzaman Said Nursî’nin kendi otobiyografik ifadelerine baktığımızda, daha henüz yirmili yaşların başında Kur’ân’ın ‘sönmez ve söndürülmez bir nur’ olduğunu göstermeyi hayatının aslî gayesi olarak belirlediğini görürüz. 1316 (1900) sıralarında mühim bir inkılâb-ı fikrî geçirmiş; bütün bildiği ulûm-u mütenevviayı Kur’ân’ın fehmine ve hakikatlerinin ispatına basamaklar yaparak hedefini ve netice-i hayatını yalnız Kur’ân bilmiştir.

1918’de esaretten firar edip gelen Bediüzzaman ile 1907’de gelen Bediüzzaman aynı kişi değildir. Kostroma’da Volga nehrinin kenarındaki camide yalnız başına kaldığı gecelerdeki tefekkür ve tezekkürü, Eski Said’den Yeni Said’e yolculuğun en önemli dönüm noktalarından biridir. 1918-1927 arası dönem, Eski Said ile Yeni Said’in beraberce var olduğu, 1927 ise Yeni Said’in tam olarak zuhur ettiği tarihtir.

Ankara’dan ayrılırken aldığı tren biletine ‘Eski Said’i Yeni Said’e götüren tren bileti’ demesi bu dönüşümün berrak bir delilidir. 1926’daki haksız sürgünle getirildiği Burdur’da tamamladığı ‘Nurun İlk Kapısı’, Eski Said’in teliflerinden muhteva ve üslup olarak farklıdır. Nurun İlk Kapısı’ndaki derslerin her biri bir ana konuya hasredilmiştir ve bu konu, Muhakemat’ta işaret ettiği üzere ‘kıssat ve hikâyetin köşelerine giderek’, cüz’î hadiseler üzerinden küllî hakikatleri akla yaklaştırmayı hedeflemektedir.

Eserde Bediüzzaman öncelikle kendine konuşmakta; Abdülkâdir-i Geylânî’nin kendisine yaptığını söylediği manevî ‘ameliyat-ı cerrahiye'nin izlerini taşır şekilde, ‘Ey Said-i gâfil!’, ‘Ey Said-i şakî!’, ‘Ey bîçare Said!’ gibi özeleştiri niteliğinde sert ifadeler kullanmaktadır. Bu dersleri dikkatle okuyanlar; Birinci Ders’in Altıncı Söz’e, İkinci Ders’in Sekizinci Söz’e, Onuncu Ders’in On Birinci Söz’e, Vesvese dersinin ise Yirmi Birinci Söz’e hazırlık niteliğinde olduğunu görecektir.

Sonraki Risalelerde ‘Ey Said’ hitaplarının yerini ‘Ey nefsim!’ ve ‘Ey insan!’ hitapları almıştır. Nurun İlk Kapısı, Bediüzzaman’ın iç dünyasındaki ve üslubundaki bu dönüşümün izlerini en güçlü taşıyan eserdir. Bu eser, ‘vehb’e giden yolun ‘kesb’den geçtiğinin, ilham ve lutf-u ilâhînin kulun iradesini ısrarla O’nun yolunda kullanma cehdine bir cevap olduğunun delilidir.”

Program soru-cevap ile sona erdi. Sonrasında katılımcılara Bediüzzaman Said Nursi’nin Nurun İlk Kapısı eseri hediye edildi.

nurun-ilk-kapisi-2.jpegnurun-ilk-kapisi-1.jpeg

www.muhabbetmedya.com

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

RİSALE-İ NUR Haberleri