Mehmet Kaplan - Muhabbet Medya
Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Bağçivan ile Kur’an’da Dünya Hayatı Kavramı
Şekercihan YouTube kanalındaki “Bir Bayramdır Ramazan” programının üçüncü gün sohbeti “Kur’an’da Dünya Hayatı Kavramı” başlığı altında Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Bağçivan ile gerçekleşti. Bağçivan, “Dünya hayatı, Kur’an’ın temel kavramlarından biri ve dünyanın niteliği ve mahiyeti sorusu insanlığında kadim sorularından birisidir” diyerek başladığı sohbetini şu açıklamalarla sürdürdü:
“Cahiliye Araplarının da bir dünya hayatı tasavvuru vardı. Cahiliye şiirlerine baktığımızda bunu görebiliyoruz. Cahiliye Araplarındaki dünya hayatı tasavvuru ile Kur’an’daki dünya hayatı tasavvurunun çok farklı olmadığını söyleyebiliriz. Şöyle ki, Cahiliye Arapları da dünyaya gelip geçici bir hayat olarak bakıyorlardı. Nitekim Kur’an’da dünyanın geçici olduğuna dikkat çekilir. Kur’an’da, dünya hayatı oyun ve eğlence olarak bahsediliyor. Ahiretin daha hayırlı olduğu sürekli vurgulanıyor.
ANI YAŞAMAK DEĞİL, ANI KULLANMAK
Bu iki tasavvur arasındaki fark ise şurada başlıyor. Cahiliye Arapları ‘Madem dünya gelip geçici, ölüp, yok olup gidiyoruz o halde hayatı bütün zevkleri ile yaşayalım, dünyanın zevklerini sonuna kadar yaşayalım’ diyorlar. Bugüne yansımaları gibi düşünürsek, her şeyi deneyimlemek, ölmeden önce yapılacaklar listeleri gibi… Kur’an ise burada evet dünya hayatı oyun ve eğlencedir. Ancak dünya hayatını kullanacaksın, ahirette de rahat edeceksin diye ahireti düşünerek dünya hayatını yaşamaya çağırıyor. Dünya hayatının değeri, ahireti kazandıracak yer olması açısından ortaya çıkıyor. Anı yaşayalım diyerek dünya hayatına teşvik eden anlayışa karşı; anı yaşamak değil, anı kullanmak.
Günümüzde dünya hayatının geçiciliği vurgusuna değil, daha fazla bu hayata yönlendirmeye yönelik bir anlayışla karşı karşıyayız. Hayatı daha fazla nasıl uzatırız, hayatın lezzetini, zevkini nasıl alırız şeklinde bir anlayış var. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de vurgulanan asıl hayat ahiret hayatıdır ve Kur’an asıl ona hazırlık yapılması gerekir şekilde yeni bir anlayış inşa ediyor. Kur’an, dünya merkezli bir hayat yaşayan Cahiliye Araplarını alıyor, dünya-ahiret dengesine hayat yaşayan, ahireti daha fazla önemseyen bir insan yetiştiriyor.
DÜNYA HAYATI AHİRETLE ANLAMLANIYOR
Dünya ve ahiret dengesi de önemli. Dünyadan nasibini unutmama vurgusu öne çıkıyor. Kur’an’da, Hadid sûresinde dikkat çekildiği gibi, Hristiyanlıktaki ruhbanlık geleneğini de eleştiren bir durum var. Dualarda da bunu görürüz: Hem dünya hem ahiret için hasene istemek. Dünya ve ahiretin kaç defa geçtiğine baktığımızda sayılarının da Kur’an’da eşit geçtiğini de düşünürsek, bu da bize bu denge için bir perspektif sunuyor diye düşünüyorum. Ahiretle dünya anlamlanıyor. Dünyayı değerli kılan şey ahireti kazandıracak yer olması.
Ümmet-i Muhammed’in vasıflarından birisi vasat ümmet olmasıdır. Vasat ümmet olmayı dünya-ahiret dengesinde de görüyoruz. Dünya için ahiretten vazgeçmeyeceksin, ama bu ahireti kazanacaksan dünyadan nasibini aramayacaksın anlamına da gelmiyor. Tayyib bir hayat, temiz, güzel bir hayat çağrısını bu anlamda önemsiyorum.
Elmalılı merhum Kur’an’daki “el-hayâtü’d-dünyâ” ifadesini mealinde ‘dünya hayatı’ olarak değil, ‘dünya hayat’ diye aktarıyor. Hayatın bir vasfı olarak dünya kullanılıyor. Burada, yerkürede geçen, uzayın içinde bir konumlandırma olarak tasavvur edilen ‘dünya hayatı’ algısını aşan bir nüans veriyor. Dünyâ hayat; yani ahirete nisbetle ednâ, daha aşağı mertebede olan ve ancak ahiretle nisbetle anlam kazanan hayat. Ahiret hayatı son varılan yer ve buradaki her şey işte o son için yapılır.
ALİMLER DÜNYA MENFAATİ İÇİN HAKKI GİZLEMEMELİ
Dünya hayatı ile ilgili olarak, Kur’an’da özellikle din adamları bağlamında geçen bir konu daha var: dünyayı ahirete tercih etmek. Dünya hayatını az bir şey karşılığında ahirete tercih etmek, asıl hayatı kaybedecek icraatlara girişmek, az menfaat karşılığı hakkı gizlemek… Kur’an özellikle Yahudi alimlerinden bahsederken buna dikkat çekiyor. Alimlere de Kur’an bir görev yüklüyor: Bildiğinizi açıklayın, hakkı gizlemeyin. Az bir menfaat için Kur’an “semenen kalîle” diyor. Dünya hayatını refah içinde yaşamak için ahireti feda etmemek de önemli vurgulardan birisi. Özellikle ehl-i kitap alimleri bağlamında çok geçiyor, ama bu aslında bize bir ders, böyle olmayın diye bizim hepimizi de bağlayan ayetler.
Sırat-ı müstakim duası, istikametten çıkma tehlikesinin her zaman olabileceğinin işaretidir. Yine doğru yola ilet duası, her an sapmaya müsait olduğumuza işaret ediyor. İnsan fıtrat olarak sapmaya çok müsait. Bundan dolayı günde beş vakit her rekatta bu iki duayı okumak, bizim sapma potansiyelimize karşı kul olduğumuzu hatırlatmadır diye düşünüyorum. İbadetler bize kulluğu hatırlatıyor. İnsan kul olduğunun bilincinde olduğu müddetçe insan kalabiliyor. İnsan kalabilmemiz için ibadet etmemiz lazım.
Dünya hayatının lezzetlerinin neticesi bıkkınlıkla son buluyor. Dünya hayatı aldatıyor. Şunu alırsam mutlu olurum deyip önemsediğimiz şeylere ulaştığımız zaman, aslında onların çok da önemli olmadığını anlıyoruz. Ahiret anlayışı olmazsa dünya hayatı anlamsız bir hayat olurdu. Kur’an bizi böyle anlamsız bir hayattan bizi sakındırıyor. Biriktirip toplananlar kabrin öbür tarafına geçmiyorsa zarardayız. Bu dünyadan baki kalanların ancak salih ameller olduğunu hatırlatıyor Kur’an. İnsana tekrarla hatırlatılması lazım, yoksa hemen unutabiliyor ve dünyaya dalabiliyoruz.
“Bir Bayramdır Ramazan” programını, Ramazan ayı boyunca her gün saat 18.00’de Şekercihan YouTube kanalından takip edebilirsiniz.
www.muhabbetmedya.com
İLGİLİ İÇERİKLER
İnsanı insan yapan Kur’an-ı Kerim’in inşa etmek istediği insan modeli
Kur’an’ın derinliğinde keşfetmemiz gereken gizli kavram hazinesi